30.12.10

yuforik doğumgünü kızı! yup!

büyümüşüm gibi hissetmiyorum. bana göre hala çocuğum. dışı başka, içi bambaşka diyorum ya, işte aynen ondan..
ve şu pastadan olsa, hiç de hayır demem. resmen hayallerimdeki pasta.

sevgili tanrım, bana bu pastadan bi tane gönderebilir misin? söz bu yıl akıllı bi çocuk olucam.. :)
çok mutluyum, deli gibiyim.
öpücükler.
nasıldı? 

26.12.10

güneş sızarken..

bu aralar her gün farklı bir sabaha uyanıyorum. özellikle deniz, her geçen gün daha da güzel olmaya başladı. sabahın erken saatlerinde uyanmak, güneşin doğmasıyla ışıldayan deniz veya bulutlar arasından süzülen ışık.. öyle güzel, öyle güzel ki.. ee tabi bu güzelliği bulmuşken fotoğrafını çekmemek olmazdı. gerçi fotoğraf makinem profesyonel değil ama yine de iyi çekebilmişim sanki.. :)

işte bu yüzden, sabah erkenden kalkıp, bu güzel görüntüye karşı bolsütlükahve içilmez mi? 




edit büdüt: fotolara tıklarsanız, daha büyük şekilde görebilirsiniz ki..
nasıldı? 

23.12.10

koko.

kokoloji kitaplarım vardı. muhtemelen birileri almış ve geri getirmemiş bitirdikten sonra. halbuki ben onları çok seviyordum.

o kitaplarımı alanı bulursam var ya !..
nasıldı? 

12.12.10

isqh hua


>> aaja nachle soundtrack - ishq hua

sadece dinleyin..
nasıldı? 

kar küresi

bi patikada yürümek misali hayat. o patikanın etrafına ne yerleştireceğini sen bilirsin. benim yemyeşil bi ormanım var, güzel kokulu çiçeklerim, bikaç sincap, tavşan, kuşlar vs.. kucağımda tatlı püsüm, hoplaya zıplaya ulaştığım dünyam. posta kutusundan kaptığım kartpostallar, duvar boyunca dönerek çıkılan merdivenlerden ulaştığım yuvam. adeta bi kar küresi gibi.

dışı başka, içi bambaşka.

*ama benim hayallerim var ^.^
nasıldı? 

hayal dalgası

sabah güneş ışığı vururken yüzüne, yorganını kafasına çekip uyumaya devam etmeye alışık bi bünye, şimdi sabahları gürültülü bi yağmur ve karanlıkla uyanıyor. kalkıp camdan dışarı bi göz atıyor. deniz köpüklü, dalgalar kıyıyı dövercesine hırpalıyor her çarpışında. kıyıdan derinlere doğru renk değiştirirken deniz, bu da çok güzel diye iç geçiriyor biri. bu da, sabah yüzüne vuran güneş kadar güzel.

şimdi güzel bi müzik koyup playliste, dinlenesi bi an değil mi ? yağmurla, dalgalarla beraber, denizle beraber söylenesi. değil mi ?

bunu da dinleyelim >> sia - breath me
nasıldı? 

9.12.10

postcrossing

-diyorum işte hep, mutluyken ya da aklımı meşgul eden bişiler yokken bi türlü yazacak bişi bulamıyorum. yani aklımı meşgul eden derken, evet var elbet bişiler ama onlar da, 'yarın kartpostalları göndermeliyim', 'gazete almayı unutmayayım', 'fransızca çalışmaya devam etmeliyim', 'sabah erken uyanayım' gibi şeyler işte. son zamanlarda beni en çok meşgul eden şeyler bunlar. gerçi her şeyden öte, son dört yılımın tek eğlencesi de ortaya çıktı. söyleyemem ne olduğunu, eğlencesi bu :) ama ben yine de bişiler bulamıyorum hala yazacak. böyle saçma sapan belirsizliğimi karalayıp duruyorum. her zamanki halim sanırım :p

yine de aklıma gelmişken, şurda hemen bi reklam yapayım. 'postcrossing' denen bi site var ve sayesinde dünyayla kartpostal alışverişinde bulunabiliyorsunuz. gönderdiğiniz her kartpostalın karşılığını bi gün posta kutunuzda görünce sevinçten havalara zıplıyorsunuz :) zaten bu yüzden sürekli ptt yollarında sürükleniyorum. o derece ki bugün ptt'de bu kartpostal/mektup işlerine bakan amcayla kanka oldum. işin iyi yanı, hem onun sayesinde hem de 2010 türkiye'de japon yılı olduğundan (ne alaka bilmiyorum, amca öyle dedi) kartpostallarımı gayet ucuza gönderiyorum. amca: 'sen zaten sürekli kartpostal yolluyorsun, ne olacak' diyor. bi de ptt'nin şeker bayramıdır, sevgililer günüdür gibi özel günlerde ücretsiz dağıttığı kartpostallardan bisürü alabiliyorum.

bilirsiniz, kartpostal göndermek, artık türkiye'de çok modası geçmiş bi iş. postcrossing sayesinde belki yeniden moda olur ve biz de kartpostal kıtlığı çekmeyiz. hele mersin gibi bi yerde kartpostal bulmak çok zor. öyle ki el yapımı kartpostal isteyen postcrossing kullanıcıları için ben de kartpostallar yapmaya başladım. işte şu gördükleriniz de iki tanesi :)

neyse, bişi daha diyecektim ama unuttum şimdi. aklıma geldiğinde diğer yazımda bahsederim.

bıy.

edit büdüt: 2011 türkiye'de ne yılı?
nasıldı? 

19.11.10

terk

son zamanlarda yine garip rüyalarıma döndüm. sonunda. çünkü böyle rüyalar gördüğüm zaman, bu kararsızlıklarımı, korkularımı, karmaşamı kısaca, gördükçe kalbimin de attığını hissediyorum. evet. öyle işte. hep farklı mekan ama aynı olay, kademe kademe canlanıyor rüyamda.. sonra.. neyse..

biliyor musun blog, eskiden buraya istediğim gibi yazardım, şimdi her şeyimi anlatamıyorum, ardından binbirtürlü soru geliyor çünkü. vazgeçtim anlatmıyorum bişi. hatta terkedicem burayı da :(
nasıldı? 

10.11.10

dönüş.

bi jakobi vardı hani..
bi gittim, buralar çok ıssız kalmış..
hemen el atayım o zaman.. hiç bırakmaya gelmiyor ama. ki ben önce ankara, sonra amasra, sonra 'east or west, home is best' diyerekten geri dönmüşken.. evet, kampüsüme gitmek yeniden, arkadaşlarla buluşmak, deli gibi eğlenmek, beisa'yla türkiye turu (daha önce gitmediğim çoğu yere ilk gidişim hep beisa sayesinde oldu da) paha biçilemez.. bi mutlu dönmüşüm anlatamam. gerçi evde yine o sıkıcı ve kasvetli hava beni bekliyordu, sweet home sweet diye gezmeme bakmayın.

üstüne, eve geldiğimde uzun süre nette problem yaşadım. birden kopuyor, sonra geliyor çok yavaş.. indirmek istediğim filmler, sonra diziler hep ortada kaldı. harddiskte olanlarla idare ettik işte. twitter'ıma da giremedim, öyle telefondan mesajlar falan, o şekilde. bugün internet bi geldi ki, takipçilerim de bir bir terketmiş beni.. :p

daha yakın zamanda gazetede okumuştum, internetten uzak kalan gençler strese giriyorlarmış, sosyal olarak dışlanmış hissediyorlarmış. inanın bende de oluyor bunların hepsi. çağımız yaşantısı nereye gidiyor böyle? :)

edit büdüt: sonunda house m.d. 5. sezonu bitirebildim. kutlayın beni.
nasıldı? 

22.10.10

siz.



'siz ne güzel bir adamdınız. yanınızda olsam sizi dinlemeye nereden başlayacağımı şaşırır, söylediğiniz her sözün ardında yeni şeyler duymak için çırpınırdım. sizi bitirmek, sizi daha çok sevmek ve size dokunmamak için size hep sorular sorar geçen her saniyeye sizi yüklerdim. sizinle tek dileğim bitmeyen bir iki çift laf.'

jb.
nasıldı? 

15.10.10

söyle-mim !

daha fazla zaman kaybetmeden, Başka Birinin Sorunu'ndan gelen mim'imi yazmak istiyorum..
öncelikle bu güzel mim için beisa'ya teşekkür ediyoruz :) ve hemen başlıyorum. ama ben demiştim 10 kişi çok diye.

bu arada mim konusunu hemen söyleyeyim: '10 farklı kişiye söylemek istediğiniz 10 şey'. istenilen, çeşitli nedenlerle söyleyemediğimiz, içimizde kalan şeyleri, en azından birazcığını, söylemek. isim kullanma zorunluluğu yok, takma isim, baş harf falan kullanmak serbest ! bir kişiye istediğimiz sayıda cümle yazabiliriz.


* öyle bi eğlence katmıştın ki hayatıma, ardındaki saçmalıklarını hiç görmek istemedim. bu kadar laf yeter sana.
* o'nun için yapmadığın yapmayacağın şey yok, yine de en iyi dileklerimle, sonu kötü olursa size değil bize üzülürüm çünkü !
* 2,5 yıl :p olması gerekendi belki de..
* biliyorum dönüşü yok ama çok üzgünüm bu durumda olmanıza, ikinizi birden isterdim yanımda. (iki kişiye birden oldu biraz, etcek yok)
* görüp görebileceğiniz son radde saftirik, demirbaş, nasıl unuturum seni. 
* yarın ne yemek yapacağız ? :) özledim seni.
* bu zor mim için teşekkür ediyoruz, luv you :))
* çabuk gelsen de artık şu hayalleri gerçekleştirmeye başlasak, luv you too :))
* ahh !
* beni hep sev, hep beni sev. 

o zaman bu 'mim'i alıp süsleyip püsleyip yazmalarını istediklerim;
Laura, Sophie'nin Dünyası, #m£rv£... ve BeyinX ..

ayrıca mim hoşuna gidip de yazmak isteyen herkes yazabilir :) bana da haber verin ama..
nasıldı? 

13.10.10

dünya

hala buralardaysanız, bunu da dinleyin;



"dünya hülya olmuş,
gerçekleri bitince senle bende soluk bulmuş.."
nasıldı? 

12.10.10

kağıt

geçiyor içimden
çakırkeyif bir esintiyle
denizin balkonunda kuşlara uyumlu
ömrü kısa kağıt uçak
kağıt olsam,
katlansam sana..

-sunay akın
nasıldı? 

11.10.10

şip-şak

bu aralar foto çekmeye merak saldım. ama öyle profesyonel fotolar falan değil. böyle arada karşılaştığım ilginç, komik, anlamlı, anlamsız şeylerin fotosu. ama hepsinin bi hikayesi var tabi. şimdi bu yazımda bol bol foto göreceksiniz.

* önce eskilerden başlayayım. bi ara, yani o ara ben daha üniversitedeyken, daha yurtta kalıyorken, bunları anlatmak çok acı, şimdi iş durumları hiç çekilmiyor inanın, işte bi ara odada benim sürahideki elma suyunun içinde üç tane küf peyda olmuştu. ıyyk falan demeyin, çok güzeldiler, böyle pamuk gibi, insanın sevesi geliyordu, valla.
işte şu yukarıda gördüğünüz foto o küflerin fotosu. evet biliyorum pek bi anlamlı gözükmedi size, fotonun şu alt kısmındaki bulanık yer var ya işte orda saklanıyorlar.

* sonra bi ara bizim odada tuvalet kağıdı kıtlığı vardı ayıptır söylemesi. şimdi "nee? tuvalet kağıdınız yok muydu?" deyip iğrenç şeyler düşünmeyin. tuvalet kağıdını biz her türlü peçete yerine kullandığımız için hemen bitiyordu. ve bi seferinde bikaç gün alamadık, zamanımız yoktu, unuttuk falan. en sonunda tuvalet kağıdı aldığımızda onu çocuğumuz gibi bağrımıza basmıştık. (fotodaki oda arkadaşım meltem kuzusu)

 * ablamın yılan fobisi var. ha şimdi böyle düşününce yılandan kim korkmaz ki? ama o yılan denildiğinde bile irkiliyor. ihsan oktay anar'ın güzelim kitabı 'puslu kıtalar atlası'nın üzerindeki yılan çizimini görmemek için de şöle bi çözüm bulmuş ablacım. (bkz: fobi insana yaratıcı fikirler kazandırır)
şu yazıyor notta: lütfen böyle kalsın. gözüm takılıyor, geriliyorum... :)
* şimdi ekleyeceğim fotodaki cep telefonlarından 2si hariç kalan hepsi 12 yaşındaki bi kız çocuğuna ait. ben ilk gördüğümde 'nasıl yani?' demiştim. ama gelin görünki, o telefonlardan 2si hariç kalan hepsi, şu telefon satan yerlerdeki tanıtım telefonları, hiçbiri gerçek değil. hangi ikisi gerçek?
* bir de dayımın yaratıcı düşünceleri var. 'penguen' dergilerinden oluşan kitabın -uen kısmı yırtılınca şöle bişi yapmış;
* bu da her evde olası özellikle yatmaya giderken kapı önüne çıkarılan yalnız terlik. bizim evde gün içinde çokça rastlanıyor. ama bu sefer biraz ürkütücü geldi, gece gece karşılaşınca.. iiuuww creepy terlik!
* son olarak geçenlerde alışveriş yaparken rast geldiğim değişik bi çikolatanın fotosunu koymak istiyorum. aslında değişik olan kısmı ismi. görünce 'vay' dedim ve aldım hemen. belirtiyorum, ben çikolata sevmeyen bi insanım. çikolatayı sırf fotosunu çekmek için aldım ve uzun süre yemedim. ta ki kardeşim 'abla deliriyorum, o çikolatayı yer misin artık?' diyene kadar. adından belli işte, delirten lezzet! (bkz: sesli sözlük/delirium - hastanın çevresini doğru olarak kavramasına engel olacak düzeyde yönelim bozukluğu ve düşünce bulanıklığıyla beliren zihinsel bozukluk)
 bu arada çok güzel bi çikolataydı. tavsiye ederim :)

bugünlük bu kadar, daha sonra Başka Birinin Sorunu'ndan gelen mim'imi yazacağım buralara bi yere. bıy.
nasıldı? 

6.10.10

öksürük

iki hafta önce falan grip olmamın ardından başlayan öksürük, şu zamana kadar devam edince, artık doktora gitmenin zamanı dedim. inanın sağlık ocakları, hastaneler, vs. hiç bana göre yerler değil. hani olur ya, bazıları başı ağrısa koşa koşa doktora gider. bense son beş yıl içinde iki kere tetanos aşısı için gittim heralde, aşımı da teyzeme yaptırdım, kendisi hemşire olur :) tamam kabul ediyorum ama inatla doktora gitmemek ne kadar garipse, her mini şikayetinde de doktora gitmek o kadar garip benim gözümde. laf aramızda, o kişilerin biraz mm şey belki hipokondriya belirtileri gösteriyor olabilirler yani demek istediğim.. (hipokondriyak, namı diğer hastalık hastası) nasıl bir psikologum ben, tanrım?  

ama sanırım bu sefer ben yanıldım, iyileşicem sandım yine her zamanki gibi, olmadı. doktora gittim, kronik öksürüğüm için ne yapabilir diye bakalım. gariptir, alerjik olabilir dedi. bu ballı süt mevsiminde ne alerjisi dedim. belki de benimki konversiyon falandır. (konversiyon, psikolojik sorununun fiziksel belirtiler olarak ortaya çıkması, yok öyle bi'şi aslında, kişi uydurur) bu öksürüğü kendim bilinçsizce üretiyor olabilir miyim? o kadar da değil. neyse doktor aerius antihistaminik şurup verdi. (antihistaminik, alerji önleyici yani) ve bir de öksürük şurubu. sürekli doktora gitmeyen bi insan olduğumdan kullandığım her ilacın prospektüsünü okurum, şöle öksürük şurubununkini okuyayım dedim, vücutta titreme yan etkilerinden biri ve sadece sabah akşam birer kaşık (ki 5ml kadar) almama rağmen, her içişimden sonra ellerim titremeye başlıyor, ama çok değil tabi. yine de insan tırsıyor. aerius'a gelirsek, alerjisi olan çoğu insanın bileceği üzere, antihistaminikler süper uyku yaparlar. ama benim toleransım var belli ki, yatmadan önce iki kaşık içiyorum ama cık, uyku falan yok. hiçbi zaman anlayamayacağım bu ilaçları.

bu aralar çok house m.d. izliyorum.  hep bu yüzden işte bu ilaç muhabbeti. gideyim de ilaçlarımı içeyim ben en iyisi.
nasıldı? 

3.10.10

göğe bakma durağı

okurken bunu da dinleyelim : 

>> david lanz - silent night

' ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut
bu evleri atla bu evleri de bunları da
göğe bakalım

falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
inecek var deriz otobüs durur ineriz
bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya
herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
beni bırak göğe bakalım

senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
seni aldım bu sunturlu yere getirdim
sayısız penceren vardı bir bir kapattım
bana dönesin diye bir bir kapattım
şimdi otobüs gelir biner gideriz
dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
bir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsin
seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
durma kendini hatırlat
durma göğe bakalım '

-turgut uyar

nasıldı? 

2.10.10

tripist

hava bugün kapalı.. yağmur geliyorum diyor ama yolda sürekli birilerine takılıyor. dikkati çok dağınık bugün..
bi an geliyor, usul usul yağıyor, sessizce, sohbet edercesine. sonra bir şey unuttuğunu düşünüp geri gidiyor yine usul usul, sessizce..

hava ılık yağmura inat, bu akıttığın gözyaşlarıyla soğutamazsın ortamımı diyor.

biz bekliyoruz hala, hava kapalı, yağmur ha yağdı ha yağacak. biz biraz da o ağlasın da ortamı soğutsun istiyoruz aslında. o havaya trip yapıyor.

yağmur bile tripist şımarık bi çocuk işte.

nasıldı? 

28.9.10

kahvemsi

şöyle ki, ben şimdi bi türk kahvesi yapayım dedim. ama sürekli nasıl yapacağımı unuttuğum için, gidip ablama sordum çünkü zaten kahveyi ona yapacaktım. o da bana "hala soruyor musun?" deyip yeniden anlattı. bıkmadan usanmadan bana nası kahve yapılacağını anlatan bi ablam var evet. bi de onun sabahları durmadan öten bi kuşu var paşa ! ama o konuya sonra gelicem yeniden. şimdi değil.

ben de gittim, ablamın dediği gibi, hem de aynen dediği gibi cidden ya, yaptım kahveyi. ama bi gariplik vardı, böle "kahvesi mi ne eksik bunun?" deyip, biraz daha kahve attım ama sonuç çok felaketti. böle demli çay gibi bulanık suda pişmiş kahve. ben onun adını kahvemsi koydum. daha az kafein, daha çok sağlık!

hüüüp! elime sağlık.
edit büdüt: hepsi ablamın suçu valla !

nasıldı? 

24.9.10

madagaskar

hani bazen yeni tanıştığın bi insan, hani aslında hiç de onun kim olduğuyla ilgilenmediğin zamanlarda, iki kelam etmişsindir ancak, ve olur ya çok da takılmamışsınızdır ya da belki daha birbirinizi bile görmemişsinizdir. ya da öylesine bir ortamda ilk defa karşılaşmışsınızdır, adlarınızı bile yeni öğrenmişsinizdir, sonra o kişi "hadi" der. "madagaskar'a gidelim". evet evet aynen böyle. "madagaskar'a gidelim". ama nedense birden muhabbet donar o anda. hele de karşı cinsinizden biriyse o konuştuğunuz, geriye bile sarmaya başlar zaman.

böyle bi'şi yaşadığımdan falan değil ama hep yaşamak istediğim bi'şi işte bu. tanımadığım ya da yeni tanımaya başladığım ya da ya da çok takılmadığım bi arkadaşıma "hadi" demek istiyorum. "nolur benle gel, gözümüzü kapayıp, dünya haritasında elimizi bi yere koyalım ve oraya gidelim".

ama yanımıza şunu da alıcaz. beeblebrox !!



nasıldı? 

23.9.10

masalımsı

bazen saçma sapan muhabbetlerle eğlenilir yerkürede.

o: ufak böcekler vardı hatırlıyor musun, dokununca yuvarlak oluyorlardı. onlar neredeler ?
ben: aa evet. bilmem, çocukken çok olurdu. soyları mı tükendi acep ? :o çok üzücü..

o: en son ne zaman bir taşın altına baktın ki?
ben: hala duruyorlar mı? :o en son pazartesi günü büsürüü taşın altına baktım ki :) nabeeeer? (şımarık çocuk)

o: ne vardı peki, başka bi ırk falan?
ben: mm büsürüü ayaklı böcekler ya da siyah küçük böcekler. ne tür olduklarını bilmiyorum ki..

o: vay adiler ya yediler mi acaba?
ben: neyi yemişler? :(

o: toparlak böcekleri.
ben: yememişler, onların soyu tükenmiş ki, ekosisteme ayak uyduramamışlar. :) (birinci iddia)

o: nasıl ya çok korunuyorlardı işte.. tehlikeye lüzum bile yoktu. dokunmayla top halini alıyorlardı ve açılmıyorlardı. denemiştim çok fena ya.
ben: ama minicikler, ezilmiştir onlar.. :) (ikinci iddia)

o: taşın altında bile ezilmiyordu ya :/
ben: ezilirler ya niye ezilmesinler ?

o: sen mi ezdin onları da :@ (burda şair, çocukluğunda taşla salyangoz ezmiş şahsiyete sesleniyor)
ben: hayır ya. ben niye ezeyim onları ? zaten sayılı görmüşümdür. (üçüncü iddia)

o: off araştırmak lazım. ağzını burnunu dağıtcam onları yok edenin.
ben: kendi kendilerine yok olmuş onlar, uzaya ışınlanmışlar.. :o (dördüncü iddia)

o: bi ciddiyet ya hayvanlar ölmesin yaşasınlar istiyorum, sen ne diyorsun.
ben: ee ben de onu istiyorum, onlar ölmemişler, yaşıyorlarmış galaksi boyu hem de daha ne olsun :) biz hala yerkürede toparlak böcek arıyoruz phh.. :)

edit büdüt: en mantıklı iddia olan 'uzaya ışınlanmışlar'a inanarak uykuya dalmışım sonra..

nasıldı? 

21.9.10

tımarhanenin dışında hayat

hayat öyle geçip gidiyor işte..

dün pikniğe gittik mesela. tam da okullar açılmış, kimse yokken sessiz sakin bi piknik yapalım dedik. az gittik, uz gittik, stabilize yollara girdik, hatta sonra yola benzemeyen yollardan bile gittik. yolda bi koyun sürüsü, öbek öbek 7-8 koyun halinde, başlarını biraraya vermişler, dötleri de güneşe, öylece kıpırdamadan duruyorlar. hani aynen hayatları boyunca çok az şey öğrenen koyunların yeni doğan günü veya yeşil çimenleri her gördüğünde şaşırması gibi şaşakaldım ben de onlara. kuzu psikolojisi bu olsa gerek dedim. koyunları da geçince, sonunda böle kocamaaaan bi ceviz ağacı bulduk ve dibine yerleştik. önce bi etraf tarama, hazırlıklar falan, sonra çay demlendi. güzel bi kahvaltı ve çayın ardından etrafta gezindik. pek bişi yoktu gerçi.

öğle yemeği hazırlıklarına başlarken, 3 tane inek geldi, mö'leyerek beni suyun başından kaldırdılar, kendileri su içip, yollarına gittiler. sonra salıncak kurmaya karar verdik, çok kalın bi ip değildi, ama ince de değildi. kurduk salıncağı, koydum minderi, kendi çapımda eğleniyorum. zaten diyorum düşme tecrübem de var. ne de olsa bir yerde bir ip kopacak ve salıncaktan biri düşecekse o ben olmalıyım. sallandım sallandım, kendi kendimin fotosunu çekmeye çalıştım. işte o anda gök yarılsa, bi uzay aracı gelse, uzaylılar beni araçlarına hüüp diye çekse bile ilginç olmayacak kadar ilginç bi'şi oldu, ip koptu ve birden kendimi yerde buldum. 'yerle bir olmak' aslında böle bişiydi. dirseklerimi sıyıran yere teşekkür ettim. teşekkürüm 2-3 dakika falan sürmüş orda bulunanların dediğine göre. uzun zamandır düşmemiştim malum, nasıl bi duygu olduğunu unutmuşum. sonrası bütün piknik boyunca benim düşüşüm konuşulup gülüşüldü. gülüşülmek ayrı bi mesele.

inekler geri geldi. yediğimiz kavunun kabuklarını yedirdik bi güzel. foto falan çekindik hatta. ee artık şehir çocuğu olmuşuz, öle kolay kolay bi da ineklere kavun kabuğu yediremeyiz tabi.

hayat öyle geçip gidiyor işte.

nasıldı? 

20.9.10

her şey peçeteyle başladı

bir hastalık hali.. burun akıyor, gözler yanıyor. yatakta tavana baka baka ağlıyorum sanki.. :) komik. biri görse halimi, 'evet sonunda jako-bi'yi kesin kaybettik' der. neyseki arada sırada hapşırıyorum, ilaç falan alıyorum göstere göstere. ağladığını gizlemek için yağmurda yürüyen biri gibi, ki buna kim inanır, ben de nezle, grip falanmışım gibi davranıyorum, sanki ?

şekersiz bi çay koydum kendime. içerliyorum şekersiz olmasına, eksik haline. ama yine de içiyorum.

alışmam gerek artık.

nasıldı? 

19.9.10

öylece.

bir ispanyol kızı o, borunun üstündeki.. ben her gece onun siluetine bakarak rüyalarıma geçiyorum. böle straplez elbisesi daracık dizlerine kadar, sonra fırfır açılıyor yerde sürünürcesine. dizlerinin üstüne çökmüş, ellerini sıkı sıkıya kenetlemiş, kaldırmış yukarı doğru, bir dua fısıldıyor gökyüzüne.

diyor ki..

öylece uyuyakalmışım sarıp sarmalanıp örtülerime.

nasıldı? 

8.9.10

bi'çok

kendimle aramda o kadar hayal var ki, bana yetişmem için uzunca bi yol aşmam gerek. tekrar ediyor her gün kendini, hayaller hiç az değil.

sanki, san ki ben bile hayalden ibaretim.

~ sevgili süpernova, bugünlerde neşeli misiniz?

nasıldı? 

26.8.10

hüf . .

bu aralar hayat hayli sıkıcı. öyle ki ne sabah doğan güneş, ne gece yatarken bakıştığım yıldızlar, denizin puslu görüntüsü veyahut yediğim dondurmalar mutlu ediyor beni. nedendir bilmiyorum, içimde kocaaamaaan bi boşluk var.. neyle doldurabilirim? onu da bilmiyorum. bu çok kötü işte, şu hayatım boyunca, illaki böyle içinde bi boşluk hissettiğin zaman oluyor. olmasa ne olur sanki, hı?

aah içimdeki boşluk, seni öyle çok öyle çok sevmiyorum ki, nasıl oluyor da bu sevgisizliğe tahammül edip beni bırakmıyorsun anlam veremiyorum.

bu aralar çok yalnızım yea, hüf !

nasıldı? 

25.8.10

alice in J'Land !

bugün bulutlar gökyüzünde 'alice harikalar diyarında'yı oynuyorlar. aa ebet bak şu 'beyaz tavşan', çay vakti olabilir mi, sanki elinde çay fincanı var. yok yok saati olmalı, yine bir yerlere geç kalmış sanırım.

-yine 'geç' kalmış.

şu da 'alice' sanırım. tavşanın peşinden gidiyor. zavallı alice. her zaman diyorum oysaki, ne zaman istersen 'cheshire kedisi' ortaya çıkar. her ne kadar seni kızdırsa da harikalar diyarının en delisi ve en mükemmeli o. hadi alice, cheshire kedisini bul.

-'hadi' alice.

-bulutlar hemen de dağılıyorlar yea.

nasıldı? 

21.8.10

aptal.

yenildiğini hissediyorsun. hepsi geçici. şimdilik gerçek, zamanla azalacak hissi, düşüncesi.
sonrası mutsuz edecek seni ama. öyle mutsuz ki, ağlayacaksın bi köşede sessizce, belki de hiç beklemediğin bi anda herkesin içinde. hiç umrunda olmayacak kimse. işte o zaman, 'lütfen' dediğinde, 'biri' olsun dediğinde, o 'biri' yanında değilse sevinmelisin.

ne senin sevgin gerçek, ne o aynı hataya düşecek kadar aptal.

nasıldı? 

18.8.10

gece nüshası

aynı boşluğu herkes taşıyor, bir o kadar derin, bir o kadar heybetli. korkuyorsun heyhat !
lakin bir şey olur dem-be-dem.
bekle.

' düşler az değil: kendin yaratırsın ve kendine örtü yaparsın. '
nasıldı? 

hı-hı

' zira her ne kadar bazıları aksini iddia etse de, aşk dediğin bugün var yarın yok cici bir histen ibaret değildir. '

e.ş., aşk
nasıldı? 

16.8.10

şey !

kesinlikle.. bir acı içerisindeyken illaki daha yaratıcı oluyorsun.
'daha hüzünlü, daha acılı, daha yaratıcı.. '
halbuki neşeliysen sadece gülümsüyorsun etrafa, öylece bakınıyorsun.
'daha mutlu, daha neşeli, çok az yaratıcı :p '

yine de ben neşeli olmayı tercih ederim. acılarımla beraber en katil ruhumla zamanı katletmek, katlettiğim zamanları bir bir gömmek, her şey bi yana bu soykırımı kabullenmek, olacak şey değil !
nasıldı? 

10.8.10

k.i.

- " umutlarının aynısından bana da ısmarla ! "

umutlarımın bir kısmından hüznüme şahane bir sos hazırladım. arta kalan kısmını evlatlıktan reddettim.
nasıldı? 

25.7.10

erik

bilmiyorsun işte, duygularını da planlayamıyorsun.. zaten ne zaman planlanan bir şeyi yaparsın ki. erik suyu içmeyi hiçbi zaman planlamadım misal. 
nasıldı? 

9.7.10

u - mutlu - mu ?

..ama bu çok acı. bir daha, seni gerçekten mutlu etmiş bir dönemden kalan hisleri hissetmemek..
farklı olarak kalacak illa ki..
ama..
bir daha aynı şeyleri hissedemeyeceksem, hayatın ne anlamı var, bu hisleri duyduğum kişiyle de birlikte diilsem?
hiç umudum yok benim artık..

hayatından birisini çıkarma konusunda başarısız olan insana ithafen.. "dünyanın en mutlu insanı sen misin?" :)
nasıldı? 

2.7.10

ağladığın geceleri..

ne var ki, her gün yapabilirsin, güneşin altında kalmayı, amele yanığı olmayı göze almayı, her şeye rağmen pankart boyamayı, çiçek böcekle renkli renkli süslemeyi, eline yüzüne de biraz boya bulaştırmayı, bol bol geyik yapmayı, insanları çekiştirmeyi, güneş gözlüğünü saçına takmayı, sonra oturup soğuk bir şeyler içmeyi.

bence buna değdi demeyi.. :)
nasıldı? 

arr !

-always smile..
-don't bother the others, he is the one.
-get some balloons and fly to the moon
-feel eternity in some way :p
-try to forget
-try to forgive
-then be euphoric.. hurraayy !!

if u don't believe u can, u can't.
nasıldı? 

1.7.10

luv pumpin hundredfold

just close ur eyes and imagine a world where the sky is so yellow, the grass is so blue and the trees are so white. then whistle a song 'what part of forever'. maybe he stops and listens to ur whistling. maybe he goes with u by singing 'i could stay stay stay, if that’s what u want, want, want; i’d give it to u, u, u if i had a hea-hea-heart & we could go, go, go & never look back on now'

they'll never know what's inside u.. :)

>> what part of forever (don't u understand)
nasıldı? 

greyfurt rüyası

biliyorum ki duygusal olarak çok yaralıyım. tek bir anı, içime dolan üzüntüyle yerle bir ediyor içimi dünya.
keşke dememek için elimden geleni yaptığımı sanıyordum. ama olmuyor.
keşke o birinci sınıfın yazına dönebilsem, haziran temmuz ayları ve o andan itibaren hayatıma giren herkes birer birer yok olsa..
belki iyi anılar da kattım ama kötüleri o kadar yıpratıyor ki beni, iyi anılarımı bile istemiyorum..

artık greyfurt olasım yok dünya !!
ağlayasım var çook !! :(
nasıldı? 

16.6.10

heyecan

bi zamanlar küçük bi kız, ilk konserine çıkar, çok heyecanlıdır.. ya sesi titrerse, ya mikrofon düşerse, ya müziğin ritmini tutturamazsa diye korkarak sahnede şarkısını söyler.. şarkı biter, korktuğu gibi olmaz, herkes onu alkışlar, hatta giderken selamlar, severler bi güzel..

-o benim ilk şarkım, bi de leela james'ten dinleyin bakalım..
>> don't speak !
nasıldı? 

7.6.10

sıra bende mi ?

hepimiz kendimizi düşünüyoruz çünkü..

-öyle mutlu olursam hatta, hiç uyanmasam.. ya da ben uyandığımda kaybettiğim her yanım; benden eksilen/çalınan her parçam geri gelmiş olsa..çok fenasın zaman.. çünkü sen, verdiğinden çok daha fazlasını alıyorsun her seferinde.. geri de vermiyorsun.. hayır ama, "keşke" değil işte. hiç keşke yok içimde..

-cık.
nasıldı? 

4.6.10

gökyüzü

'başını, eskiden kalbimin olduğu yere yasla, toprak üzerimde kalsın..
uzan yeşil çimenlere ve beni sevdiğin zamanları hatırla.. '
nasıldı? 

29.5.10

tea, please

biliyorsun, bütün şarkılar beni anlatıyor, ne düşünüyorsam onu söylüyor..
işte bu yüzden bütün şarkılar benim..

- nothin nothin impossible
- won't u shine tonight
- like a satellite, i’m in an orbit all the way around u
- ain't nothin' but a mistake
- i want u to know that deep down inside of me
- words like violence, break the silence
- maybe we forgot, are we awake or not?
- i just wanna be ok
- i don't drink coffee i take tea my dear :)
nasıldı? 

24.5.10

bob marley

'u may not be her first, her last, or her only. she loved before, she may love again. but if she loves u now, what else matters? she's not perfect - u aren't either, and the two of u may never be perfect together but if she can make u laugh, cause you to think twice, and admit to being human, and making mistakes, hold onto her and give her the most u can. she may not be thinking about u every second of the day, but she will give u a part of her that she knows u can break - her heart. so don't hurt her, don't change her, don't analyze and don't expect more than she can give. smile when she makes u happy, let her know when she makes u mad, and miss her when she's not there.'
nasıldı? 

içimden

çeşit çeşit, ordan buraya koşturup, adrenalini en üst düzeyde yaşadığım rüyalarımın ardından, hayatımın ekşını mı az, yoksa çok mu fazla diye düşünmeye başladım. acıklı mezuniyetime yaklaşırken, bunlar belki de sadece depresyon belirtisi olabilir de.. ama biliyorum, her şey gibi hatta o deli dehşet ekşınlı rüyalarımda bile olduğu gibi yine mutlu son'uma gidiyorum bence. inanç? umut? her neyse artık, güzel biş'i..

uyuyalım..
nasıldı? 

like a satellite

biliyorum bunu sevecekseniz.. çünkü ben her dinlediğimde mutlu oluyorum, şarkının büyüsüne kapılıp gidiyorum..
love oh love, i gotta tell you how i feel about you..
>> satellite !
nasıldı? 

20.5.10

ninni

fantastik bir dünyada yaşamak istediğin zaman, rüyalar en iyisi.
belki bir parça büyülü mantar, her an bi yerlerden çıkabilecek konuşabilen tavşan veya kim bilir, belki de bi adım ötende işte, narnia.

mutlu mışıl uykular..
ninni'ni de dinle >> a narnia lullaby
nasıldı? 

yalancı

öyle çok ama gerçekten çok nefret ettiğin insanlar olursa eğer, iki dakika gözlerini kapa.. düşün şimdi, her şeyi yapabilirsin, nasıl istersen, ne istersen hem de.. bir yandan da farket, bir sürü sevdiğin insan olduğunu. bir de nasıl engelliyorsa seni nefret ettiğin, böyle bir itişte yık engelini, burda, kafanın içinde hepsi. sonra aç gözlerini.

mutlu.

:)

ben zaten nefret etmem ki, herkesi de çok severim.
nasıldı? 

17.5.10

hola

sonu gelmeyen cümleler nasıl kurabilirim diye düşünürken, sonunu hep getirebilmeyi başardığım cümlelerimin içinde hapsolmuş kalmış gibi hissediyorum kendimi, hem de aslında hiç sonunu düşünmemişken bile, bir anda bitiveriyor cümle.

işte.

diyorum ki bilmediğimiz bir yolda ne zaman duracağını unutmadan, nelere neden olacağını görmeden, o yolda nelerle karşılaşacağını işitmeden yürümek, kimsenin cesaretle yapamayacağı kadar zorlu ama bir o kadar umut dolu çünkü yeni heyecanları da beraberinde getiriyor diye bilmiyor muyduk 'yaşam'ı ? neşeni hisset, acını hisset, üzüntünüyse bir kenara koy sonra. ne de olsa değişecek binlerce düşüncen, duygun. eğer düşünceni değiştirirsen nasıl olur? eğer düşünceni değiştirirsen, sadece düşünceni değiştirirsen, nasıl bilebilirim? lütfen söyle bana.. :)

evet arkada o şarkı çalıyor.

biliyorum. hep biliyordum :)
nasıldı? 

4.5.10

yufori.

sonunu ne zaman göreceğimi bilmediğim bir duruma çokça hüznün veya belki biraz pişmalığın uğradığını düşünürken, çok farklı bir duyguyla karşılaştım bugün. aslında daha önceden de yaşadım çok sevdim hatta. adını sanının bilmem, farklı sadece. böyle ballı sütün ilk başta sadece tatlı sütken, en sonunda ballı süt olması gibi bir duygu. ya da okuduğun kitabın mutlu sonunu tahmin etmene rağmen, bitirdiğinde yaşadığın engellenemez mutluluk gibi bir durum. çok yaşadığımdan değil, her seferinde denk gelmiyor. hatta bazen sadece antibiyotiklerle sağlıyorum bu durumu. gerçi istesem belki çok daha değişiklerini de görebilirim. fakat bir sorun var ki işte o sorunu düşünmekten hep kaçınıyorum. farkındayım, üzgünüm bile.

biri vardır hani, kendine çok güvenir, her şeyi ama her şeyi yapabileceğine inanır. yapar da aslında ama her şeyi değil. çok sever ama çok sevdirtemez kendini ne derece inanırsa inansın kendine, yapabileceğine. biri vardır ama, uyku düzenini bile değiştirir (sek'in yazısından). evet işte, o zaman şu yukarda bahsettiğim duyguyu yaşarsın. ballı sütün kendini bulması, bildiğin mutlu sonun engellenemez sevinci. adına ne desem bilemedim hala.

yufori?
nasıldı? 

26.4.10

şşş.. !

sevgili süpernova,
bugün hiç modunda değilsin, farkındasın değil mi? planladığın hiçbir şeyi planladığın zamanda yapmıyorsun, hatta yapmıyor bile olabilirsin. sorun nedir? derdin ne senin? yapacakların belli.. sabah erken uyan, güzel bir kahvaltı yap, otur filmlerini izle, yorumlarını yap, ee biraz da sınavlarına bak, az biraz da çalış istersen. bu saatten sonra sana bir anne mi bulalım, şunları bunları yap diyen. tamam haklısın sen de diyemeyeceğim. çünkü haklı değilsin bak bu sefer. sadece canın sıkıldığı için yapmak istemiyorsun hiçbir şeyi. ben de diyorum ki, sonra çok pişman olacaksın, üzüleceksin.. ve yeni sözler vereceksin kendine ve yine yapmayacaksın. buna yaşamak demiyoruz biz. hem işlerini hallet, hem eğlencene bak.
tamam artık yeni bir plan yok, yeni bir söz yok kendine.. önce şu diğer işlerini hallet, şu çıkmazdan bir kurtul istersen, ne dersin?

-kendi kendine konuşmak neyin göstergesi acaba?

şşş.. !
nasıldı? 

14.4.10

yıldızlar

sabah, gün ışımaya yakın en güzel vakitler uyumak için. bir yandan hafiften sesi gelen kuşlar ve biraz serin hava.. kötü rüyalar bile görmezken hem de.. bir nevi mutluluk duygusu, öyle ki o an aklına 'evet şimdi uyumalıyım'dan başka bir şey gelmiyor. her yerde uykunun güzelliği böyle değil ama. yatmadan önce binbir düşünceyle boğuşmuşsan, başkalarının ne yaptığına takılıp an'ını mahvetmeye çalışmışsan mesela, uyumak sadece bir ızdırap olup çıkıyor. işte bu yüzden, sabahın o gün ışımaya yakın vaktine kadar beklemeli ve öylece yummak gerek gözleri.

ben bu yüzden sabahları seviyorum artık. belki çok kısa bir zaman da olsa, uyuduğumu anlamak daha huzur verici geliyor. ama belki de yanlış yapıyorumdur kim bilir. harbe giden sarı saçlı kız'ın teki demişti: 'güneşi o kadar seversen, yıldızların kaçar tabi' diye.

sahi, yıldızlarım nerede ?
halbuki yıldızlar hep güldürürdü beni..
nasıldı? 

dıt.

yafu, anlamıyorum ben bu insanları.. bazen öyle karman çorman bi hale sokuyorlar ki bi durumu (yani herhangi bişi işte canım, aklınıza ne gelirse), işin içinden çıkılmaz oluyor. sonra da 'aslında öyle dememiştim, şunu yaparken onu düşünmemiştim vs.' şeylerle geçiştiriyorlar. noluyor sonuçta? hiçbir şey :)

ben ne diyorum her zaman..

basit düşün, basit yaşa..

sonra kötü rüyalar görüyorum bak valla, sabrımı tüketmeyin ama ! dıt..
nasıldı? 

6.4.10

iyi geceler.

bu aralar sürekli e-mail derdindeyim. nedense birilerine bir şeyler yazmak eğlenceli gelmeye başladı. bir de postcrossing olayına sarmış bulunmaktayım. ah bir de gitse kartpostallarım çok sevineceğim. o zaman daha çok yollayabilirdim ne güzel.

bugün güzel bir gün olma yolunda ilerliyordu, ama bu  gece güzel bir gece değildi.
ama yine de iyi geceler demek lazım herkese di mi?

iyi geceler.. :)
nasıldı? 

5.4.10

günaydın.

bugün güzel bir gün. hiçbir zaman olmadığı kadar içimden 'günaydın' diyorum herkese..
bir de benim komşu odalarımdan bir kız, normalde hiç selam vermezken, bugün kapıya çıkıp beni gördüğünde gayet samimi 'günaydın' dedi bana. mutlu oldum böyle. belli ki o da güzel güne aldanmış. güneşe kanmış. güneş insanları hep kandırsa ya böyle.

şimdi hazırlanma vakti, güzel günün güzel kahvaltısından sonra, derse gitmeliyim.

öpücükler..

"J
nasıldı? 

26.3.10

tanım

çoğu zaman benim yazmama gerek kalmıyor..
herkes bi köşeden ne düşünüyosam, ne hissediyosam ifade ediyor yazdıklarıyla..
öyle işte.
sevmek.

'bugün içimden sayfalarca saçmaladım belki bu şekilde. hiçbiri de tatsız değildi ya en şahanesi o zaten. herhangi bir sıfata sığdırmaya uğraşmıyorum hiçbir şeyi. neysen "o"sun, pek çoksun ve hatta en çoksun ruhum katında, aşikardır da zaten. ilginçtir, hiçbir şey başlamadı ve her şey de başladı bundan bir süre önce. tek bir şey, gariptir ki hem içime işliyor hem de içimden taşıyor eşzamanlı olarak.. iyi ki!'

iyi ki..
nasıldı? 

24.2.10

tükenir mi?

buldum ben onu..
'iki demli çay
içilmiş
ama bitmemiş bir sohbet
kalmışsa içimizde
içimizde kalmışsa
derin mi derin
sözcükler
adımların uzaklaşması
zamanın geçmesi
sevgiyi tüketmez..'

ne güzelmiş, ne güzel söylemiş..

edittim büdüttüm: yasemin şenyurt'un kaleminden.. :)
nasıldı? 

10.2.10

cik-cik

uff.. bizim evde mavi bi kuş var, 'paşa', öyle yaramaz öyle yaramaz bişi ki, kafesin tavanına tırmanıp o şekilde uzun süre duruyor, sonra yemliğinin ayaklığıyla yemlik arasındaki küçücük boşluğa kafasını sokuyor. bir de kafesinin tam ortasında sarkan zili olan nazar boncuğunun altına gelip kanatlarını çırpmaya başlıyor.. çok acaip bir kuş, o küçücük alanda nası bu kadar eğlenecek şey bulabiliyor anlamıyorum..

bizim bir de beyaz kuşumuz vardı, 'sultan'..

-ama o öldüü ! :(
nasıldı? 

4.2.10

don't judge

yaa öle işte :

-asla bi tavşanla arkadaşlık etme, kediler daha iyidir, hem delidir..
-arkadaşlar bazen gerçekten de kardan adamlar gibidir, eriyeceklerini biliyosan neden hayali bi arkadaş edinmiosun?

-seni haksız yere eleştirip, suçlayan insanlarla samimi olma..
-samimiyetine güvenip geyik yaptığın insanları da iyi seç, aynı samimiyet belki onda yoktur, emin ol.. :)
-asla 'bitti, bi da olmaz' deme..
-açık ol, doğruyu söle, kaldıramıorsa karşıdaki salla gitsin, yalan sölemekten iidir.
-kağıttan gemilerle ilerleyebilirm die düşünme, elbet ıslanıcaklar
-ne zaman yıldız kaysa, olmaz deme, güsel şeler dile..
-belki bir gün uzaya otostop çekebiliriz.. :)
-hiçbir konuşma için geç deildir, iyi ya da kötü..
-kardan adam olmadığına inandığın arkadaşın için savaş, diğer türlü zaten kendini belli edecektir.
-nefret etme..
-mutlu olmayı bekleme..
-çiçeklerine iyi bak.. :)
-saçma sapan bağıra bağıra şarkı söyle..
-fazla nazlanma, fazla trip atma, fazla kıskanma.
-arkadaşlarını dinle, bir o kadar da anlat ki güvenebilsinler.
-ama sırları sakla :)
-birini kaybetmek çok kolaydır, sen zor olanı yap, kimseyi kaybetme..


herkes beniimm.. yine sahiplenme güdüleri :D
nasıldı? 

24.1.10

mim !

oleey.. çok mutluyum, ilk mim'imi aldım, deli gibiyim.. :D
öncelikle bu mutluluğumda bana mim'i yollayan Kısaca Fd'ye çok teşekkür ediyorum. Nays T!ng: 2 Ödül 1 Mim yazısını okurken çok eğlendim.. vee aynı mim'i başka bir blog yazarından beisa ile yazdığımız diğer blogum Başka Birinin Sorunu'na da aldım ve hemen işleme koyucaz tabi ki.. :)

şimdi gelelim hakkımda yazmam gereken 7 şey'e:

1. yuforik'imdir, her daim neşeli olmaya meyilim vardır, eğer çok büyük bir sorunum yoksa tabi. yuforik benim kendi sözlüğümden bi kelime, aslen öforik die geçiyo sözlükte, gerçi ingilizce halinin türkçe okunuşu ama olsun, o kelime benim oldu artık.. aşırı mutlu olma hali anlamında :)

2. muhalefet olmayı çok severim, başkalarının da bana muhalefet olmasını severim, garibim bu konuda galiba ama hemen her şeyi kabul edenler ilgimi çekemiyor :p

3. çok fazla soğuk kanlı bi insan olduğumu söylerler mesela, ben de öle düşünüyorum. her türlü acil durumda sakin kalabiliyorum.
bilmem ki bu güzel bi özellik zaten, değil mi? :D

4. hiçbi zman açık renk oje sürmem, kırmızı, lacivert, siyah, koyu yeşil vb. :D

5. bi de ben öle düşünmesem de, çok konuştuğumu söylerler. çok konuşmam ki ben yaa :p

6. çok konuştuğum söylenmesine rağmen, benim hakkımda bir şey öğrenmek çok zordur.

7. vurdumduymazmışım bi de, işte şimdi sölediler. ama bence bu da soğuk kanlı olmamdan kaynaklanıor neyse :p :D


Şimdi ben de 7 kişi seçeyim, bu mim'i isteyen herkes ve seçtiğim şu 7 güzel insandan da 7 güzel "hakkında" maddesi istiyorum :)

"2noktayanyana " ile hgssk'ya
"frambuazlı ruh pastasıyım" ile ayse deniz'e
"kaka kuka" ile kaka kuka'ya :D
"uykusuza masallar" ile clementine'e
"aylak madam" ile pınar'a
"andıran otu" ile kate orange'a
"kibritçi kız" ile sally zucco'ya

hadi bakalım.. herkese güsel mim'ler.. :)
nasıldı? 

18.1.10

ne zaman parmağımı şıklatsam, ışığa dönüşürüm

bazen kimsenin yapamadığı bişiyi yapar şarkılar..
aşık olursun, olmayan birine bile..
öle bir inanırsın ki..

:)
öle bir şarkı bulmalısın hemen.

ben buldum !
nasıldı? 

17.1.10

takıl bana

yeni şeyler denemek her zaman güzeldir. bir anda atıcaksın kendini dışarı mesela, nereye gitmek istiyorsan gideceksin. o zaman çok daha farklı, çok da eğlenceli şeylerle karşılaşıyorsun. hatta bir bakıyorsun zaman öyle hızlı geçmiş ki..

ben öle yaptım bugün. yürüdüm yürüdüm, hava güzel, iç açıcıydı.

sonra inatla üye olmıcam dediğim, hatta dalga geçtiğim twitter'da zaman geçirdim. eet ! demekki neymiş dalga geçmicekmişsin, aslında hala ne işe yaradığı hakkında kesin bir görüşüm olmamakla birlikte eğlendim kendi kendime :D

bir de formspring'i denicem. severim soru sormayı da cevaplamayı da..
ama önce tweet tweet :)
nasıldı? 

ignore

kızdığım zaman ne yapardım ki?

farkettim de ben bazen birilerine kızdığımda, o kızdığım birilerini bir anda görmezden gelmeye başlamışım. buna engel olamıyorum ama.. hani desem ki böle oldu ben buna kızdım, hoş tabi öle habire ota b.ka kızabilen bi yapım var sanırım.
eet vazgeçtim, iyi yapıomuşum ben ya..

başka sorusu olan?

:p
nasıldı? 

4.1.10

if..

Kar olmadan kış bir hiç buralarda. Hava iyi, hava kötü, hava eh işte, sürekli bir değişim içinde ama belli etmiyor kar yağar mı yağmaz mı? Hep böyle oluyor işte, iyiyiz, kötüyüz ya da eh işte her şey. Sürekli değişiyoruz ama yine de belli etmiyoruz çoğu şeyi. Saklayınca elimize ne geçecek bilmiyoruz ama saklıyoruz, sonra hep o belirsizlikte yaşıyoruz. Ben artık her şeyi söyleme telaşındayım, kimse kadar cesaretim yok bile, açık saçık göstermek istiyorum bazı şeleri yine de. Ama neyi hissedersek o an sadece o var, başka bir şeye ne gücümüz, ne cesaretimiz, ne zamanımız var. Bunları bilip ilerliyorum kendimce, belki sonuma, kabuslarıma, belki çok güzel bir başlangıca.

Sahi ? Nereye kadar gidebilirdim ki? Bu arada her şey tekerrürde, bir daha bir daha farklı insanlarla aynı şeleri yaşamak.. Bu sefer biraz olsun deneyimliyim, ne yapmam gerektiğini gayet iyi bilirken.. Sevgimi geri çekmek mi? Yok olmak ya da..

Sonrası zaten.. Yufori.. ®

Öylesine bir yazı işte, öylesine bir duygu..
Böylesi beni de seni de mutlu eder..
Di mi?

"J
nasıldı? 
 

J's Süpernova !