26.2.11

terzi

tek başına alışverişe gitmeyi;
elimdeki dondurmayı dert etmeden mağaza gezmeyi;
yanımdan geçen insanların ne konuştuğuna kulak misafiri olmayı;
saatlerce kitapçıda durup, hiç kitap almadan çıkmayı;
motivasyonel konuşmalarla başkalarını desteklemeyi;
saniyede 1738469 şey düşünebilmeyi;
ve hiçbirine önem vermemeyi;
başkalarının dediklerini umursamamayı..

..öğreniyorum fakat hala içimdeki strese, isteksizliğe, korkuya dur diyemiyorum.

bu sefer terzi gerçekten kendi söküğünü dikemiyor.

edit büdüt: alakasız biliyorum ama sağ taraftaki anketime bi göz attınız mı? :)
nasıldı? 

23.2.11

Gece.

En yakın zamanda bi Lady Gaga gecesi düzenleyip, kendimize gelmemiz lazım artık. Biliyorum, herkesin biraz toparlanmaya ihtiyacı var, ki bu toparlanmayı en güzel Gaga gecesi ile yapabiliriz. Çünkü, marjinal ve kesinlikle abartılı. Tabi sonrasında bu durumdan hoşnut kalıp, Gaga gibi giyinmeye devam edenlerimiz olursa, bilemeyeceğim. Gecenin tek şartı 'Lady Gaga' gibi giyinmek. Hadi bakalım. :)

Bi de şunlara bakın. Kesinlikle güzel olabilir böyle bi gece.



Edit Büdüt: Kareler 'Glee' ekibinden tabi ki :)
nasıldı? 

21.2.11

Kumsal.

Üniversiteden en yakın arkadaşlarımdan biri, kendisi evlilik ve aile işlerine pek meraklı, şu an Londra'da yüksek lisans yapıyor ve yine de ordan bana laf yetiştirmeye devam ediyor. Biraz katı olduğumu düşünüyor ikili ilişkilerde, evet, evlenme hayallerim olmadığından ya da sevgi gösterilerinden pek hoşlanmadığımdan olsa gerek. Öyle, bunu inkar etmiyorum. Hayallerimi de, sevgimi de içimde, kendi başıma yaşamayı seviyorum. Bu bencillik mi yoksa? Hiç sanmıyorum. :) Geçen gün yine konuşurken, evlenecek olursam, nasıl bi düğün olacağını hayal etmemi tembihledi kendisi. Pek de üstünde düşünmeden bi senaryo yazdım hemen.

'Kumsal. Kumların üstünde kurulmuş bi platform, tahtadan. Platformun kenarları beyaz tüllerle süslenmiş. Hafiften sıcak bi rüzgar esiyor. Denizden gelen yaz esintisi işte. En önemlisi, platformdan denizin içine doğru uzanan bi yol, dalga kıran gibi. Şimdi biraz ayrıntıya giriyorum. Gelinlik önü kısa, arkası uzun, straplez ve hafif. Sanki ben dikmişim gibi, sade, abartısız, şatafatsız. Saçlar dağınık, duvak saçlarımın uzunluğunda ve saçlarıma hippi stili tutturulmuş. Ayakkabılarsa yok. Çünkü az sonra çok güzel bişi yapıcaz. Halhalım var. Damat, beyaz gömlek, beyaz pantolon giymiş ama salaş şeyler ve ayak yalın aynı şekilde. Önce nikah. Hepberaber denizin içine doğru ilerleyen yoldayız. Ve 'evet' dendikten sonra gelinle damat elele tutuşup suya atlıyoruz. Çok eğlenceli, o kadar çok gülüyoruz ki, biraz deniz suyu yutuyoruz :) Sonra platforma tekrar çıkıyoruz, bi yandan kururken, bi yandan da müzik çalıyor ve eğlenmeye devam ediyoruz.'


Bunun kısa versiyonunu anlattıktan sonra, yatağıma uzandım, bi an gözümü kapadım ve böyle bi düğünüm olmayacağını çok da iyi bildiğimi düşündüm. Hem evlenecek olsam bile böyle bi düğün istemezdim o zaman, biliyorum.

Ne kadar hüzünlü. Ne kadar da uzak her şey.. (Resimdeki yer bile Fiji'de)
nasıldı? 

19.2.11

Böylesine güzel bi Mim !

Aa bu arada tamamen unutmuşum. Sevgili saykik'im beisa~,  BBS üzerinden bana bir mim göndermiş. Halbuki ilk olarak bunu yazacağım demiştim. Mim'imizin konusu hangi çizgifilm karakteri olmak isterdiniz? Ne kadar güzel bi mim değil mi?

Ve hemen ve aslında pek de düşünmeden söyleyeceğim ki, ben kesinlikle the Little Mermaid (küçük deniz kızı), nam-ı diğer Ariel olmak isterdim. Belki çok güzel şarkı söylediğinden, belki bi şeye ulaşmak için yanlış şeyleri feda etmesi onunla kendimi içselleştirmeme neden oluyordu. :) Gariptir ki, sonu kötü biten çizgifilmlerden de biridir. Yine de eğer hala küçük deniz kızının hikayesinden haberi olmayan varsa, bi google'lasın.

Eh işin zor kısmı, bu mim'i kimlere göndersem acaba?
Galiba sadece Çapulcu Haritası'ndan meltem'e göndereceğim ve okuyup da "aa ben de bu mim'i yazmak isterdim" diyen her yazara tabi ki :) ama yazarsanız bana da haber verin, okuyayım olur mu? Bu mim'i çok sevdim.
nasıldı? 

17.2.11

Bu bir iç dökme yazısıdır.

Uzun süredir yine buralara uğramıyordum. Bazen yazma hevesimi yitiriyorum ve kaçınılmaz bir şekilde uzaklaşıyorum. Garip olanı, hayatım tam olarak süper de değil, yani aslında tam yazma modlarında olmam gerekirken, neden unutuyorum yazmayı? Uzak kaldığım bir ay süresince düşünüyorum da tam manasıyla boş geçirdim vaktimi diyebilirim. Sömestrla beraber evde bir süre bi hareketlilik oldu elbet ama hissen bana bi etkisi bulundu diyemem. Biraz gezme tozma, biraz alışveriş, lise arkadaşlarımla buluşmalar, guitar hero, yeni başladığım dizi 'Glee', şarkılar, şarkılar, şarkılar, resimler, deniz, sabah, güneş. İşte aynı her şey. Hatta gitgide kötüleşiyor mu diye düşünmeye bile başladım.

O kadar umutsuz, karamsar biri değilim neyseki. Yoksa Ocak-Şubat ayı konusu 'depresyon' olan Psikeart dergisinde kendimi kaybedebilirdim. Misal şimdi, her şeyi boşvermiş bi şekilde bloglarda geziniyor, biraz buraya karalıyor, sonra biraz okuyor, sonra hevesleniyor, bi yandan da durmadan şarkı dinliyorum, her zamanki gibi. Şu an başlayan şarkı da ruh halime çok uyuyor inanın. The Replacements - Unsatisfied "well, I'm-a, I'm so, I'm so unsatisfied"

Kahretsin yine de biraz karamsarım. Hemen bundan kurtulmalıyım. Bu bir iç dökme yazısıdır. Öpücükler. Bıy.

Edit Büdüt: Ah bu arada, Sketch Swap diye bir site var, bi tane sen çiziyorsun, yolluyorsun ve karşılığında sana başkasından bi çizim geliyor. Ve bana gelen çizime bakın. Biliyor-dum! Yal-nız de-ği-lim! :) - bu arada siz de çizmek isterseniz, burdan buyrun >> Sketch Swap

nasıldı? 
 

J's Süpernova !