16.12.11

'yakına gelmiyor hiç, uzaklar.'

Hold On (Please Don't Go) by Jori King on Grooveshark

sabahın çok erken saatleri.

yorucu bi gece yolculuğundan sonra güzel bi uykuya ihtiyacı vardı. ama kime gidecekti? saate baktı. 06:04. gökyüzüne baktı. ay hala gökyüzünde. kışı işte bu yüzden sevmiyordu. gün erken bitiyor, geceyse bitmek bilmiyordu. sabah bir türlü gelmiyordu sanki. sırt çantasını takıp, upuzun saçlarını savurdu arkaya. soğuk hava biraz açılmasını sağlamıştı neyseki. taksiye binmek için terminalin içinden geçecekti. içeri girdiğinde ellerinde bavullar, çantalar, paketlerle bisürü insanla karşılaştı. 'bu saatte bu ne kalabalık böyle?' diye geçirdi içinden. bi an tereddüt etti sonra. nereye gidecekti? neden buraya gelmişti? duygularını fazla önemsiyordu bu aralar. hep bu yüzdendi işte.. bir şeyler için çabalamazsa, onu o şekilde terkettiği için uzun zaman kendiyle hesaplaşıyordu çünkü. vicdan azabı çekiyordu. 'neden yapmadım zamanında?' dememek için.. sahi, birçok şey zamanında müdahale etmediğimizden, çekindiğimizden, alındığımızdan, kırıldığımızdan, kızdığımızdan, sessiz kalmanın iyi olduğunu düşündüğümüzden bitmiyor muydu? buna daha fazla izin veremezdi.


nereye gideceğini bilmiyordu hala. taksilere doğru ilerledi. biraz bekledi. kendi gibi taksi bekleyen bir çok kişi vardı. taksiler peşpeşe geliyordu. işte şimdi bir çift daha bindi taksiye. 'ne kadar güzel, beraber bi yerlere
gidebilmek.
' ve ardından bi genç kız daha tek başına bi taksiye atladı. 'belki o da nereye gideceğini bilmiyordur.'

“demek hayat böyle iki adım ilerisi bile gözükmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?”

sıra gelince hemen yanıbaşında bi taksi durdu. sırt çantasını içeri atıp, taksiye bindi, yerleşti, kapıyı kapadı.


22.11.11

dream

ne kadar zaman geçti bilmiyorum.. sanki yazmayı unutmuş gibiyim. sanırım bir süredir aklımı kaybetmiş bir şekilde beni mutlu edecek şeyler arayışındaydım. buldum. hayat aslında hiç de o kadar zor değil. olabilir, birini sevebilirsin, yüz vermez, senle ilgilenmez, hayatına hiç almaz ya da alır sonra terk eder, olabilir. geldiğini bir buçuk kilometre öteden gördüğün ve yine de bir şekilde seni şaşırtmayı başarabilen sonlarla karşılaşabilirsin. işinde mutlu değilsindir, soğuk bir sabaha uyanıp ayakların geri geri giderken aslında, iş yerine varabilirsin, bir anda kendini çekilmez bir ortamda bulabilirsin, çok normal. ama eğer yalnız değilsen, hele de etrafındaki insanlar seni güldürebiliyor, eğlendirebiliyorsa; hayatla beraber dalga geçebiliyorsanız, bundan daha güzel ne olabilir?


gerçekten de, deneyip başaramayıp, üzülerek, daha çok üzülerek, mutsuzluktan mahvolarak geçen zamanların bir sonu geliyor. zaten hep dediğim gibi dibe vurduktan sonra yukarı çıkmaktan başka seçeneğin kalmıyor. 'hepimiz kötü şeyler yaptık', yaşadık. 'bu kötü insanlar olduğumuz anlamına gelmez' ya da kötü şeyler yaşamamız gerektiği.. 'gerçekten değer verdiğimiz şey "an" olsun. "geçmiş" değil.'

çünkü..

'ölmeden önce bilmeniz gereken tek şey: okumak istediğin kitapların çoğunun, sayfalarında gezinemeden kapanacak gözlerin. söylemek istediğin bir dolu şey, dökülmeyecek hiç ağzından. yerin iki metre üzerinde uzanıyor olacak o "ölmeden önce görmen gereken 1001 yer". babil'in bahçelerini içine ekmek için onca çaban. kalbini gümbür gümbür attıran başka kalpler de yanında, artık sessiz. elbet torunum yapar diye umut ettiğin, ama onun da kaçamayacağı tek kader.. budur.

insan dediğin ölür durur.'

ölmeden önce, 'an'ı yaşamak dileğiyle..

o yüzden, dinliyoruz.. (: - 'don't matter, no!


10.8.11

uğur böceğinin hikayesi

"bugün sizlere uğur böceğinin hikayesini anlatacağım. bu hikaye için güzel yıllara, anılara yelken açmamız gerekecek, yani çocukluğumuza..

çoğu çocuk heyecanla avucuna konmasını bekler uğur böceğinin. uğur böceği, avucunuzu açtığınız gibi konmaz avucunuza. hileye başvurmanız gerekir. onun yürüdüğü yöne doğru parmağınızı götürürsünüz ve elinize tırmanmasını beklersiniz. o tırmanmaya başladı mı, elinizde hafif bir karıncalanma ile o an içinizi kocaman bir mutluluk kaplar. uğur böceği uçmadan, hemen bir dilek dilemeniz gerekir. o esnada tutulan dilekler çocukları bir anda mutluluktan havalara uçurabilecek dileklerdir. diledikten sonra dileğinizi tekerlemelerle (uç uç uğur böceği, annem sana terlik, pabuç alacak) uçmasını beklersiniz uğur böceğinin. tekerleme biter bitmez kanatlanırsa uğur böceği avucunuzdan, o an dünyanın en mutlu çocuğu siz olursunuz.

yedinizde de olsanız, benim gibi yirmi dördünüzde de olsanız (yaşlanmışız haberimiz yok) uğur böceğini gördüğünüzde heyecan kaplar bedeninizi, hafif bir gülümseme yerleşir dudaklarınıza. uğur böceği sayesinde içinizin mutlulukla dolması için uğur böceğini öyle detaylı incelemenize gerek kalmaz. onu hileyle avucunuza alıp dileğinizi dilediğinizde kanatlanması kafidir. hal böyleyken bile bu derece mutlu oluyorsanız eğer, uğur böceğini tanıdıktan sonra avucunuzu açtığınızda kanatlanıp avucunuza konduğunu düşünün. dilediklerinizin gerçekleşmesi için onun kanatlanıp uçmasına gerek kalmadığını düşünün. o hep avucunuzda olur. o olmadığı zaman dilek dileyip avucunuzu açtığınızda gelip kendiliğinden avucunuza konar.

bak uğur böceği, bu seferki dileğim senin için olacak. o avucunu açtığında ve de dilek dilediğinde kanatlanıp avucuna konacağın kişiyi bulasın ve dileklerinizin gerçeklemesi için her daim onun avucunda kalasın. uçma uğur böceği, bu kez senin dileğin gerçekleşsin.."

edit büdüt: içten bir teşekkür ve bisürü güzel dilekler, messe'ye.. :)
 

J's Süpernova !